Bursa Türbanlı Escort

PLATİN ÜYELER

VIP ÜYELER

GOLD ÜYELER


Bursa Türbanlı Escort

Bursa'nın tarihi dokusu, Uludağ'dan esen serin rüzgarı ve geceyi aydınlatan sokak lambaları… Hepsi, Bursa Türbanlı Escort Gökçe ve Kerem’in aşkına tanıklık eden sessiz şahitlerdi.

Türbanlı Bursa Escort Gökçe, Bursa’nın en güzel semtlerinden biri olan Nilüfer’de yaşıyordu. Şehrin modern yüzünü yansıtan bu yerde hayatını kendi ayakları üzerinde durarak kazanmıştı. İç mimardı, sanata olan tutkusu yaşamının her anına yansıyordu. Mekanları güzelleştirmek kadar, ruhları da güzelleştiren şeylere inanıyordu.

Kerem ise doğma büyüme Bursalıydı. Ailesinin işlettiği küçük ama şirin bir kafesi vardı. Kafesi, Tarihi Kapalı Çarşı’nın hemen yanında, eski taş binaların arasında sıcacık bir köşe gibiydi. Buraya gelen herkes, kahvesini içerken Kerem’in güler yüzüyle karşılaşırdı. Kendi halinde, huzuru küçük şeylerde bulan bir adamdı.

Bir gün, yolları hiç beklenmedik bir şekilde kesişti. Gökçe, iş yoğunluğundan bunaldığı bir anda Bursa’nın o mistik atmosferinde soluklanmak istemişti. Adımlar onu Kerem’in kafesine götürdü. İçeriye girer girmez duvarlardaki eski Bursa fotoğrafları dikkatini çekti. Kerem, köşede elindeki kitapla ilgilenirken onu fark etti.

“Hoş geldiniz,” dedi hafif gülümseyerek.

Gökçe, etrafına göz gezdirip içini rahatlatan bu atmosferin tadını çıkardı. “Burası çok güzelmiş,” dedi.

Kerem, onun ilgisini çektiğini fark etmişti. “Bursa’nın tarihi dokusunu seviyorsanız, burası tam size göre,” diyerek ona kahvesini ikram etti. O günden sonra Gökçe’nin yolu sık sık buraya düşmeye başladı. Aralarındaki sohbetler derinleşti, paylaştıkları hikâyeler onları birbirine yakınlaştırdı.

Her buluşmada, Bursa’nın farklı bir köşesinde yeni bir anı bırakıyorlardı. Bazen Yeşil Türbe’ye gidip tarihin içinde kayboluyorlar, bazen Gölyazı’da gün batımını izlerken sessizliğin tadını çıkarıyorlardı. Uludağ’da karların içinde yürüyüş yaparken kahkahalar atıyor, Mudanya sahilinde elleri birbirine değdiğinde içlerinde büyüyen duyguları hissediyorlardı.

Ancak aşk, her zaman kolay bir yol değildir. Gökçe’nin İstanbul’dan gelen ailesi, Bursa’da bir hayat kurmasını istemiyordu. Onun, büyük şehirde daha iyi fırsatlara sahip olacağını düşünüyorlardı.

“Bursa güzel ama senin için çok küçük bir yer,” diyordu annesi her telefon konuşmasında. “Geleceğini düşünmelisin.”

Gökçe, ailesini kırmak istemiyordu ama Kerem’i de bırakmak istemiyordu. Kafasında giderek büyüyen bu ikilem, ona uykusuz geceler yaşatıyordu. Kerem ise, onun kararsızlığını hissettikçe huzursuz oluyordu.

Bir akşam, Mudanya sahilinde buluştular. Deniz hafifçe dalgalanıyor, uzaktaki balıkçı teknelerinin ışıkları suya yansıyordu. Kerem, Gökçe’nin gözlerinin içine baktı.

“Gitmeni istemiyorum,” dedi usulca. “Ama kalmanı da isteyemem, çünkü ne kadar zorlandığını görüyorum.”

Gökçe, gözlerini kaçırdı. “Bilmiyorum, Kerem. Ailem haklı mı, ben mi haklıyım?”

Kerem, onun ellerini tuttu. “Bence sadece kalbin haklı. Eğer gerçekten beni istiyorsan, bir yolunu buluruz. Ama aklın başka yerdeyse, seni zorlayamam.”

O gece Gökçe, uzun uzun düşündü. Bursa, ona huzur veriyordu. Kerem’in yanında kendini güvende hissediyordu. Peki ya ailesi? Peki ya geleceği? Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kararını verdi.

Birkaç gün sonra, elinde küçük bir valizle Kerem’in kafesine geldi. Gözleri umut doluydu.

“Ben Bursa’da kalıyorum,” dedi gülümseyerek.

Kerem, içini sevinçle dolduran bu sözler karşısında ona sımsıkı sarıldı.

Ve böylece, Bursa’nın eski sokakları, bu iki aşık için yeni bir hikâyeye ev sahipliği yapmaya devam etti.